UEFA Şampiyonlar Ligi’nin 2008/2009 final maçı, 27 Mayıs tarihinde İtalya’nın en büyük spor arenası olan Stadio Olimpico di Roma’da gerçekleşecek. 2000 yılından bu yana UEFA Şampiyonlar Ligi’nin resmi tedarikçisi olan adidas, İtalya’nın başkentinde ikinci kez oynanacak bu maç için resmi maç topu olarak ‘Finale Roma’yı tasarladı.
Şampiyonlar Ligi tarihinde final maçına ev sahipliği yapan şehrin isminin ve logosunun maç topunun üzerinde yer alması ilk defa 2005 yılında İstanbul’da gerçekleşen maç ile başlamıştı. Aynı uygulamayı 2006 yılında Paris, 2007 yılında Atina, 2008 yılında Moskova’daki final maçında devam ettiren adidas, bu yıl da Roma’nın ismi ve logosuyla bir top tasarladı.
Roma’nın geleneksel renklerinden olan bordonun kullanıldığı resmi maç topunun üzerindeki yıldızların etrafını altın renkli çizgiler süslüyor. ‘Finale Roma’da yer alan ve başlıca spor faaliyetlerini, hız, ekip çalışması, adalet ve güç gibi Romalı değerleri tasvir eden mozaik motifler tasarımın en çok dikkat çeken bölümlerini oluşturuyor. Topun üst kısmında yıldız motiflerinden gelerek birleşen gümüş renkli 5 çizgi, her yıldızın yolu Roma’dan geçer fikrini yansıtıyor.
Euro 2008 resmi maç topu EUROPASS’taki gibi adidas ‘Finale Roma’nın da dış yüzeyinde PSC-Texture teknolojisi kullanılıyor. Farklı ve ince işlenmiş dış yüzey yapısı ile dikkat çeken PSC-Texture teknolojisi krampon ve top arasındaki uyumu en üst seviyeye taşıyor. adidas ‘Finale Roma’, EUROPASS’ta olduğu gibi ısıyla birleştirme (Thermal Bonding) teknolojisi kullanılarak tasarlandı. Thermal Bonding teknolojisi ile yeni PSC Texture teknolojisinin birleşimi, 14 parçadan oluşan adidas ‘Finale Roma’ya önemli bir özellik kazandırarak futbolcunun topa daha iyi hakim olmasını sağlıyor.
Futbol topu üretimindeki tecrübesi ile önemli başarılara imza atan adidas, futbol topu üretimine ilk defa 1963 yılında başladı. 1970 yılından bugüne tüm önemli UEFA ve FIFA turnuvalarında resmi maç topu tedarikçisi olan adidas, 2008 yılından bu yana Afrika Futbol Federasyonu’nun (CAF) organize ettiği Afrika Kupası’nın da resmi maç topu tedarikçisidir.
26 Mayıs 2009 Salı
23 Mayıs 2009 Cumartesi
Lost Sezon 05 Tüm Bölümler
000 Destiny Calling Re-Cap001 Because You Left002 The Lie003 Jughead004 The Little Prince005 This Place Is Death006 316007 The Life Death Of Jeremy Bentham008 LaFleur009 Namaste010 He s Our You011 Whatever Happened Happened012 Dead is Dead013 Some Like It Hoth014 The Variable015 Follow The Leader016-17 The incident
17 Mayıs 2009 Pazar
Lost Altinci 6. Sezon !!!
Sezon 6 Şubat 2010`da başlayacaktır.
6. Sezonun 17 bölüm olarak yayınlanması planlanıyor.
SABIRLAR BEKLİYORUZ !
Sezonlar
1. Sezon
Sezon 1 Amerika'da 22 Eylül 2004 ile 25 Mayıs 2005 tarihleri arasında yayınlanmış ve 24 bölüm sürmüştür. Oceanic Flight 815 seferini yapan uçağın kaza yapmasını ve kazadan hayatta kalan yolcuların adaya düşmelerini anlatmaktadır. Adaya düşen ve kurtulan 48 kişinin hiçbiri birbirini tanımadığı halde kazadan önceki hayatlarında her biri birbirlerinin hayatlarına bir şekilde girdiklerini ve etkiledikleri anlaşılmaktadır. İlerleyen bölümlerde Danielle Rousseau'nun ortaya çıkışı ile adada Others (Diğerleri)nin olduğunu anlarlar. Sezonun ilk bölümü sadece Amerika'da 18.65 milyon kişi izlemiştir.
2. Sezon
Sezon 2 Amerika'da 22 Eylül 2005 ile 25 Mayıs 2006 tarihleri arasında yayınlanmış ve 24 bölüm sürmüştür. Hikaye, kazadan sonraki 45 günü anlatarak devam etmektedir. Çoğu arka kapıyı kapatıp, daha fazla soru getirmiştir. Others (Diğerleri) kendilerini göstermiştir. 2.sezon bölümlerinin çoğu ambarda (hatch) geçmiştir, bu sezonda kazadan kurtulan diğer kişiler de tanıtılmıştır. Sezonun sonunda herkesi büyük bir sürpriz beklemektedir.
3.Sezon
Sezon 3 Amerika'da 4 Eylül 2006 ile 23 Mayıs 2007 tarihleri arasında yayınlanmış ve 23 bölüm sürmüştür. Diğerlerine daha çok monoton, slow ve romantizmin daha çok olduğu bir sezon olmuştur.Bu yüzden 3.sezon da Lost severler sıkılmış ve bunu anlayan yapımcılar 4.sezonu daha hareketli yapma kararı almışlardır. 7 Şubat'ta tekrar gösterime giren dizi, hiç ara vermeden sezonu kapatmıştır.
4. Sezon
Sezon 4 Amerika'da 31 Ocak tarihinde gösterime girdi. Ancak WGA Grevi nedeniyle yarıda kaldı. İlk 12 bölümü çekildi. 24 Nisan'da yayınlanan 8. bölümle bir aylık ara son buldu. 4. sezon 3 bölümlük sezon finaliyle birlikte 14 bölümdür. Sezon finali olan "There's No Place Like Home" bölümü toplam 180 dakika olmakla birlikte 15 Mayıs'ta birinci kısmı yayınlanmıştır. 29 Mayıs'ta 2 saatlik sezon finaliyle dizinin dördüncü sezonu sona ermiştir.
5. Sezon
Sezon 5 Amerika'da 21 Ocak 2009 tarihinde yayınlanan iki bölümle (Because You Left ve The Lie) başladı. Dizinin senaristi/yardımcı yapımcısı Damon Lindelof'un verdiği bilgilere göre 5. sezonda adadan ayrılanların neden adaya dönmek zorunda oldukları anlatılacak.[12] 13 Mayıs'ta 2 saatlik sezon finaliyle dizinin beşinci sezonu sona ermiştir.
6.Sezon
Sezon 6 Şubat 2010`da başlayacaktır. 6. Sezonun 17 bölüm olarak yayınlanması planlanıyor.
Sezon 1 Amerika'da 22 Eylül 2004 ile 25 Mayıs 2005 tarihleri arasında yayınlanmış ve 24 bölüm sürmüştür. Oceanic Flight 815 seferini yapan uçağın kaza yapmasını ve kazadan hayatta kalan yolcuların adaya düşmelerini anlatmaktadır. Adaya düşen ve kurtulan 48 kişinin hiçbiri birbirini tanımadığı halde kazadan önceki hayatlarında her biri birbirlerinin hayatlarına bir şekilde girdiklerini ve etkiledikleri anlaşılmaktadır. İlerleyen bölümlerde Danielle Rousseau'nun ortaya çıkışı ile adada Others (Diğerleri)nin olduğunu anlarlar. Sezonun ilk bölümü sadece Amerika'da 18.65 milyon kişi izlemiştir.
2. Sezon
Sezon 2 Amerika'da 22 Eylül 2005 ile 25 Mayıs 2006 tarihleri arasında yayınlanmış ve 24 bölüm sürmüştür. Hikaye, kazadan sonraki 45 günü anlatarak devam etmektedir. Çoğu arka kapıyı kapatıp, daha fazla soru getirmiştir. Others (Diğerleri) kendilerini göstermiştir. 2.sezon bölümlerinin çoğu ambarda (hatch) geçmiştir, bu sezonda kazadan kurtulan diğer kişiler de tanıtılmıştır. Sezonun sonunda herkesi büyük bir sürpriz beklemektedir.
3.Sezon
Sezon 3 Amerika'da 4 Eylül 2006 ile 23 Mayıs 2007 tarihleri arasında yayınlanmış ve 23 bölüm sürmüştür. Diğerlerine daha çok monoton, slow ve romantizmin daha çok olduğu bir sezon olmuştur.Bu yüzden 3.sezon da Lost severler sıkılmış ve bunu anlayan yapımcılar 4.sezonu daha hareketli yapma kararı almışlardır. 7 Şubat'ta tekrar gösterime giren dizi, hiç ara vermeden sezonu kapatmıştır.
4. Sezon
Sezon 4 Amerika'da 31 Ocak tarihinde gösterime girdi. Ancak WGA Grevi nedeniyle yarıda kaldı. İlk 12 bölümü çekildi. 24 Nisan'da yayınlanan 8. bölümle bir aylık ara son buldu. 4. sezon 3 bölümlük sezon finaliyle birlikte 14 bölümdür. Sezon finali olan "There's No Place Like Home" bölümü toplam 180 dakika olmakla birlikte 15 Mayıs'ta birinci kısmı yayınlanmıştır. 29 Mayıs'ta 2 saatlik sezon finaliyle dizinin dördüncü sezonu sona ermiştir.
5. Sezon
Sezon 5 Amerika'da 21 Ocak 2009 tarihinde yayınlanan iki bölümle (Because You Left ve The Lie) başladı. Dizinin senaristi/yardımcı yapımcısı Damon Lindelof'un verdiği bilgilere göre 5. sezonda adadan ayrılanların neden adaya dönmek zorunda oldukları anlatılacak.[12] 13 Mayıs'ta 2 saatlik sezon finaliyle dizinin beşinci sezonu sona ermiştir.
6.Sezon
Sezon 6 Şubat 2010`da başlayacaktır. 6. Sezonun 17 bölüm olarak yayınlanması planlanıyor.
Lost film müzikleri
Kırmızıların Sol Tarafındakiler : ŞARKI
Kırmılar : SANATÇI
Kırmızıların Sağ Tarafındakiler : ALBÜM
1 ve 2 SEZON
1 "Make Your Own Kind of Music" Mama Cass "Man of Science, Man of Faith", "Adrift"
2 "My Conversation" Slim Smith "Everybody Hates Hugo"
3 "Easy Money" Billy Joel "Everybody Hates Hugo"
4 "Up on the Roof" The Drifters "Everybody Hates Hugo"
5 "Stay (Wasting Time)" Dave Matthews Band "Abandoned"
6 "Outside" Staind "Collision"
7 "Walking After Midnight" Patsy Cline "What Kate Did", "Two For the Road"
8 "The End of the World" Skeeter Davis "What Kate Did"
9 "He's Evil" (Charlie tarafından söylendi) The Kinks "The 23rd Psalm", "Fire + Water"
10 "Fall on Me" Pousette-Dart Band "The Hunting Party"
11 "Papa Loves Mambo" Perry Como "Fire + Water"
12 "Moonlight Serenade" Glenn Miller "The Long Con"
13 "Catch a Falling Star" Perry Como "Maternity Leave"
14 "Pushin' Too Hard" The Seeds "The Whole Truth"
15 "Compared to What" Les McCann & Eddie Harris "Lockdown"
16 "These Arms of Mine" Otis Redding "S.O.S."
3. Sezon
1 "Downtown" Petula Clark "A Tale of Two Cities"
2 "Moonlight Serenade" Glenn Miller "A Tale of Two Cities"
3 "The Thunderer" John Philip Sousa "A Tale of Two Cities"
4 "Feel Like Going Home" Corey Harris "Further Instructions"
6 "Eko Lagos" Femi Kuti "The Cost of Living"
7 "I Wonder" Brenda Lee "The Cost of Living"
8 "Slowly" Ann Margret "I Do"
9 "Wedding March" Felix Mendelssohn "I Do"
10 "Building a Mystery" Sarah McLachlan "Flashes Before Your Eyes"
11 "Wonderwall" (sung by Charlie) Oasis "Flashes Before Your Eyes"
12 "Make Your Own Kind of Music" Cass Elliot "Flashes Before Your Eyes"
13 "Shambala" Three Dog Night "Tricia Tanaka Is Dead"
4. Sezon
12 "Everyday" Buddy Holly "There Is No Place Like Home"
Soundtrack Albümü
Lost dizisinin Soundtrack Albümündeki şarkılar Michael Giacchino tarafından bestelenmiştir.
21 Mart 2006 tarihinde Lost dizisinin orijinal Soundtrack albümü Varese Sarabande tarafından piyasaya sürüldü. Dizideki arkaplan şarkılarının tam versiyonlarını içeren bu albümün şarkı listesi aşağıdaki gibidir
1 "Main Title (J.J. Abrams tarafından bestelendi)" 0:16
2 "The Eyeland" 1:58
3 "World’s Worst Beach Party" 2:44
4 "Credit Where Credit Is Due" 2:23
5 "Run Like, Um... Hell?" 2:21
6 "Hollywood and Vines" 1:52
7 "Just Die Already" 1:51
8 "Me and My Big Mouth" 1:06
9 "Crocodile Locke" 1:49
10 "Win One for the Reaper " 2:38
11 "Departing Sun" 2:42
12 "Charlie Hangs Around" 3:17
13 "Navel Gazing" 3:24
14 "Proper Motivation" 2:00
15 "Run Away! Run Away!" 0:30
16 "We’re Friends" 1:32
17 "Getting Ethan" 1:35
18 "Thinking Clairely" 1:04
19 "Locke’d Out Again" 3:30
20 "Life and Death" 3:39
21 "Booneral" 1:38
22 "Shannonigans" 2:25
23 "Kate’s Motel" 2:07
24 "I’ve Got a Plane to Catch" 2:37
25 "Monsters Are Such Interesting People" 1:29
26 "Parting Words" 5:30
27 "Oceanic 815" 6:11
''Designer CHERHAT''
Kırmılar : SANATÇI
Kırmızıların Sağ Tarafındakiler : ALBÜM
1 ve 2 SEZON
1 "Make Your Own Kind of Music" Mama Cass "Man of Science, Man of Faith", "Adrift"
2 "My Conversation" Slim Smith "Everybody Hates Hugo"
3 "Easy Money" Billy Joel "Everybody Hates Hugo"
4 "Up on the Roof" The Drifters "Everybody Hates Hugo"
5 "Stay (Wasting Time)" Dave Matthews Band "Abandoned"
6 "Outside" Staind "Collision"
7 "Walking After Midnight" Patsy Cline "What Kate Did", "Two For the Road"
8 "The End of the World" Skeeter Davis "What Kate Did"
9 "He's Evil" (Charlie tarafından söylendi) The Kinks "The 23rd Psalm", "Fire + Water"
10 "Fall on Me" Pousette-Dart Band "The Hunting Party"
11 "Papa Loves Mambo" Perry Como "Fire + Water"
12 "Moonlight Serenade" Glenn Miller "The Long Con"
13 "Catch a Falling Star" Perry Como "Maternity Leave"
14 "Pushin' Too Hard" The Seeds "The Whole Truth"
15 "Compared to What" Les McCann & Eddie Harris "Lockdown"
16 "These Arms of Mine" Otis Redding "S.O.S."
3. Sezon
1 "Downtown" Petula Clark "A Tale of Two Cities"
2 "Moonlight Serenade" Glenn Miller "A Tale of Two Cities"
3 "The Thunderer" John Philip Sousa "A Tale of Two Cities"
4 "Feel Like Going Home" Corey Harris "Further Instructions"
6 "Eko Lagos" Femi Kuti "The Cost of Living"
7 "I Wonder" Brenda Lee "The Cost of Living"
8 "Slowly" Ann Margret "I Do"
9 "Wedding March" Felix Mendelssohn "I Do"
10 "Building a Mystery" Sarah McLachlan "Flashes Before Your Eyes"
11 "Wonderwall" (sung by Charlie) Oasis "Flashes Before Your Eyes"
12 "Make Your Own Kind of Music" Cass Elliot "Flashes Before Your Eyes"
13 "Shambala" Three Dog Night "Tricia Tanaka Is Dead"
4. Sezon
12 "Everyday" Buddy Holly "There Is No Place Like Home"
Soundtrack Albümü
Lost dizisinin Soundtrack Albümündeki şarkılar Michael Giacchino tarafından bestelenmiştir.
21 Mart 2006 tarihinde Lost dizisinin orijinal Soundtrack albümü Varese Sarabande tarafından piyasaya sürüldü. Dizideki arkaplan şarkılarının tam versiyonlarını içeren bu albümün şarkı listesi aşağıdaki gibidir
1 "Main Title (J.J. Abrams tarafından bestelendi)" 0:16
2 "The Eyeland" 1:58
3 "World’s Worst Beach Party" 2:44
4 "Credit Where Credit Is Due" 2:23
5 "Run Like, Um... Hell?" 2:21
6 "Hollywood and Vines" 1:52
7 "Just Die Already" 1:51
8 "Me and My Big Mouth" 1:06
9 "Crocodile Locke" 1:49
10 "Win One for the Reaper " 2:38
11 "Departing Sun" 2:42
12 "Charlie Hangs Around" 3:17
13 "Navel Gazing" 3:24
14 "Proper Motivation" 2:00
15 "Run Away! Run Away!" 0:30
16 "We’re Friends" 1:32
17 "Getting Ethan" 1:35
18 "Thinking Clairely" 1:04
19 "Locke’d Out Again" 3:30
20 "Life and Death" 3:39
21 "Booneral" 1:38
22 "Shannonigans" 2:25
23 "Kate’s Motel" 2:07
24 "I’ve Got a Plane to Catch" 2:37
25 "Monsters Are Such Interesting People" 1:29
26 "Parting Words" 5:30
27 "Oceanic 815" 6:11
''Designer CHERHAT''
Lost YAPIM ?
Fikir
Dizi o zaman için ABC'nin başında bulunan Lloyd Braun'ın Spelling Television'dan Sineklerin Tanrısı romanı ve Yeni Hayat ve Gilligan's Island filmlerini temel alan bir ilk senaryo istemesiyle gelişmeye başladı. Gadi Pollack diziye ilham olan bazı unsurların Myst adlı bilgisayar oyunundan alındığını belirtir[5]. ABC Jeff Lieber ile anlaştı. Lieber, Nowhere başlığı ile pilot bölüm senaryosunu yazdı.[6] Sonuçtan ve tekrar tekrar yazılan senaryolardan mutsuz olan Braun, Touchstone ile anlaşması olan ve Alias dizisinin yaratıcısı J.J. Abrams ile yeni bir pilot bölüm yazması için irtibata geçti. Önceleri kararsız olmasına rağmen Abrams dizinin sahip olduğu doğa üstü yönü sayesinde projeye ısındı ve Damon Lindelof'un da işbirliği ile dizinin tarzını ve karakterlerini yarattı.
Çekim yerleri
Lost, Panavision 35mm kameralarla neredeyse tamamen Oahu adasında çekildi. Pilot bölümdeki ada sahneleri adanın kuzeybatı ucundaki Mokulē'ia Sahilinde filme alındı. Sonraki sahil sahneleri meşhur Kuzey Kıyısının gözlerden uzak kesiminde yer aldı. İlk sezondaki mağara sahneleri bir dizi çalışanın vurularak öldürüldüğü 1999'dan beri boş olan Xerox'un parça eşya deposunda kurulan sette çekildi.[8]Sonrasında set ve yapım ofisleri 2. sezonun "Kuğu İstasyonunun" ve 3. sezonun da "Hidra İstasyonunun" iç mekanının inşa edildiği[9] Hawaii Film Office'in Hawaii Film Studio'suna taşındı.
Müzik
Lost fon müziklerini Hollywood Stüdyo Senfoni Orkestrası tarafından Michael Giacchino eşliğinde oluşturulan fon müziğine yer verir müziklerin orkestra tarafından oluşturulmasının amacı olaylar ve karakterler için birkaç tekrar eden temayı birleştirmektir
Dizi o zaman için ABC'nin başında bulunan Lloyd Braun'ın Spelling Television'dan Sineklerin Tanrısı romanı ve Yeni Hayat ve Gilligan's Island filmlerini temel alan bir ilk senaryo istemesiyle gelişmeye başladı. Gadi Pollack diziye ilham olan bazı unsurların Myst adlı bilgisayar oyunundan alındığını belirtir[5]. ABC Jeff Lieber ile anlaştı. Lieber, Nowhere başlığı ile pilot bölüm senaryosunu yazdı.[6] Sonuçtan ve tekrar tekrar yazılan senaryolardan mutsuz olan Braun, Touchstone ile anlaşması olan ve Alias dizisinin yaratıcısı J.J. Abrams ile yeni bir pilot bölüm yazması için irtibata geçti. Önceleri kararsız olmasına rağmen Abrams dizinin sahip olduğu doğa üstü yönü sayesinde projeye ısındı ve Damon Lindelof'un da işbirliği ile dizinin tarzını ve karakterlerini yarattı.
Çekim yerleri
Lost, Panavision 35mm kameralarla neredeyse tamamen Oahu adasında çekildi. Pilot bölümdeki ada sahneleri adanın kuzeybatı ucundaki Mokulē'ia Sahilinde filme alındı. Sonraki sahil sahneleri meşhur Kuzey Kıyısının gözlerden uzak kesiminde yer aldı. İlk sezondaki mağara sahneleri bir dizi çalışanın vurularak öldürüldüğü 1999'dan beri boş olan Xerox'un parça eşya deposunda kurulan sette çekildi.[8]Sonrasında set ve yapım ofisleri 2. sezonun "Kuğu İstasyonunun" ve 3. sezonun da "Hidra İstasyonunun" iç mekanının inşa edildiği[9] Hawaii Film Office'in Hawaii Film Studio'suna taşındı.
Müzik
Lost fon müziklerini Hollywood Stüdyo Senfoni Orkestrası tarafından Michael Giacchino eşliğinde oluşturulan fon müziğine yer verir müziklerin orkestra tarafından oluşturulmasının amacı olaylar ve karakterler için birkaç tekrar eden temayı birleştirmektir
Etiketler:
cekim,
cekimyerleri,
fikir,
fkir,
fkr,
lost,
lostmuzik,
muzikyerleri,
yerleri
Lost Nedir ?
Lost, Sidney'den Los Angeles' a uçan Oceanic Hava Yolları 815 sefer sayılı yolcu uçağının Büyük Okyanus'un güneyinde düşmesiyle esrarengiz bir adada kazadan sağ kalan kimselerinin yaşamlarını anlatan ABD yapımı olan bir dizidir. Dizinin yaratıcıları Damon Lindelof, J. J. Abrams ve Jeffrey Lieber'dır. Bölümler Oahu, Hawaii'de çekilmektedir.[1] İlk bölüm olan Pilot bölümü 22 Eylül 2004'de yayına girmiştir.[2].ABC Studios, Bad Robot Productions ve Grass Skirt Productions tarfından yapılan dizi, ABD'de ABC televizyonundan yayınlanmaktadır. Müziklerini Michael Giacchino bestelemiştir. Büyük oyuncu kadrosu ve çekimlerin Hawaii'de yapılmasının maliyeti ile Lost en pahalı televizyon yapımlarından biridir. Dizinin sadece ilk bölümü için 14.000.000 $ harcanmıştır.[3] 2006'da En İyi Televizyon Draması dalında Altın Küre ve 2006'da En İyi Oyuncu Kadrosu dalında SAG Ödülü de dahil olmak üzere birçok ödülün sahibi oldu.
Mayıs 2007'de Lost'un dördüncü beşinci ve altıncı sezonlarıyla devam edeceği ve Mayıs 2010'da 117. bölümün yapımı ile sonlandırılacağı duyuruldu. Bu son üç sezonun her birinin haftada bir yayınlanacak olan 16 bölümden oluşacağı planlandı ayrıca ABC son iki sezonu 2 saat uzatma kararı aldı.[4]. Son WGA grevi yüzünden dördüncü sezon sadece 14 bölümden oluşurken üç saatlik bir sezon finaline sahiptir. Dördüncü sezonun ABD'deki ilk gösterimi 31 Ocak 2008 tarihinde yapıldı. Beşinci sezon ise 21 Ocak 2009'da başladı.
Mayıs 2007'de Lost'un dördüncü beşinci ve altıncı sezonlarıyla devam edeceği ve Mayıs 2010'da 117. bölümün yapımı ile sonlandırılacağı duyuruldu. Bu son üç sezonun her birinin haftada bir yayınlanacak olan 16 bölümden oluşacağı planlandı ayrıca ABC son iki sezonu 2 saat uzatma kararı aldı.[4]. Son WGA grevi yüzünden dördüncü sezon sadece 14 bölümden oluşurken üç saatlik bir sezon finaline sahiptir. Dördüncü sezonun ABD'deki ilk gösterimi 31 Ocak 2008 tarihinde yapıldı. Beşinci sezon ise 21 Ocak 2009'da başladı.
15 Mayıs 2009 Cuma
Faradaylı veya Faradaysız
Açığa çıkan enerjiyi kontrol altına almak için çıktığı yerin çevresinin çimentoyla kaplanması, dolayısıyla ambarın inşa edilmesi, 108 dakikada bir, bir düğmeye basılarak enerjinin kontrol altına alınması zorunluluğu, ortada kontrol dışı kalacak bir enerji olmayacağı için desmond’ın adada mahsur kalması, yine ortada desmond’ın bir gün basmak için yetişemediği bir düğme ve açığa çıkan bir enerji olmadığı için oceanic 815′in düşmesi engellenecek.
geçmişteki bir taşın yerinden oynaması gelecekteki tüm taşların yerini değiştirecek. yukarıdakiler olduğunu bildiklerimiz; belki enerjinin açığa çıkmasının henüz bilmediğimiz başka sonuçları da vardı ve olaylar bambaşka bir yönde değişecek, ama adı üstünde bilmiyoruz, yukarıdaki bildiklerimiz üzerinden devam edersek.
uçak düşmeyince ne olacak? kahramanlarımız adaya düşmeyecekler mi? hayır. onlar çoktan oceanic 815 ile adaya düştüler. onlar için çoktan enerji açığa çıktı, ambar inşa edildi, en sonunda da desmond bir gün düğmeye geç bastı ve uçakları düştü. bu onların geçmişi ve onlar kendi geçmişlerinin sabit’i. yani yaşadıkları olayları ve kendi geçmişlerini değiştiremezler. ancak bulundukları zamanda henüz yaşanmayan olayların akışını değiştirebilirler.
enerji açığa çıkmazsa oceanic 815 adaya düşmeyip los angeles’a inecek ve locke tekerlekli sandalyesinde yoluna gidecek, claire aaron’ı yeni ailesine teslim edecek, jack babasının cenazesini alıp taziyeleri kabul edecek, kate hapse girecek, adadaki ben’in omurilik kanseri büyüyecek vs..vs.. hepsi hayatlarına alternatif bir yoldan devam edecek… mi?
1.ihtimal : geçmişlerini kendilerine, ait oldukları yer ancak gelecekte kaldıkları yer olabilir. 1977 yılına dönmeden önce nerede kalmışlardı? 2007 yılında .. yani ait oldukları yere döndüklerinde uçak kazasını hiç yaşamamış olamazlar. ancak uçak kazasının yaşanmadığı bir dünyaya dönerler. oceanic six yoktur. hepsi farklı bir geçmiş yaşadıkları halde, bizzat yaşamadıkları alternatif yolun 2007’sinde, o yolun varması gereken hayatlarına dönerler. tabi zamanda yolculuğun yan etkisi olarak azıcık delirmiş ve hafızalarını kaybetmiş bir şekilde…
2.ihtimal : olayları yoluna koyup uçak kazasını önlerlerse, kendi geçmişlerini değiştiremeyecek ancak kendileri de dahil olaydan etkilenen herkesin kaderini değiştirmiş olacaklar. bu yüzden de tamamen farklı bir geçmiş yaşamış halleri ile alternatif kaderlerini yaşamış halleri aynı mekanda birleşemeyecek ve bu yüzden ilk senaryoyu yaşayanlar geçmişte mahsur, -ya da kayıp- kalacak…
bambaşka bir ihtimalde : tabi bu arada kendimizi faraday’in teorilerine kaptırmış gidiyorken bir black smoke olsun, bir heykel olsun, bir richard olsun, bir ab-ı hayat tapınağı olsun… kısacası adanın gizemli tarafı bilimsel açıklamaların uzağında öylece duruyo hala. ayrıca faraday’in anlattığı olaylar silsilesini düşünürsek, lost tayfasının o gün o uçakta bulunması tamamen tesadüf, locke da dahil hiç birisi özel değil demek. yani faraday çok güzel konuştu, ne demek istediğini anladık iki düşündük birşeylere aklımız ermeye başladı sandık falan ama ı ıh, yetmez, yetmedi..
Birde dizede her söylenene hemen inanmamak lazım. belki de aslında mrs hawking haklıydı, faraday yanıldı. yani olan olmuştur, değiştiremezler. - netekim faraday da kendi kendisine söz vermesine rağmen charlotte’a bir daha adaya dönmemesini söylemekten kendini alamadı. ayrıca temkinli olmak ve güzel güzel konuşmak varken tek başına oraya buraya ateş ede ede others gibi ne idüğü belirsiz bir kabilenin kampına girmesi ve silahlı others halkına arkasını dönüp richard’a silahını doğrultarak tehdit etmesi akıl ve iradeyle kaderden kaçılamayacağının resmi oldu- hangi akıl ve hangi irade böyle bir dangalaklık yaptırabilir ki insana? basbayağı ecel gelmesi dürtüsü ile cami duvarına işeme sahnesiydi. nitekim ben de böylesi bir dizide böyle bir sahneyi başka türlü açıklayıp da kırıcı olmak istemiyorum.
geçmişteki bir taşın yerinden oynaması gelecekteki tüm taşların yerini değiştirecek. yukarıdakiler olduğunu bildiklerimiz; belki enerjinin açığa çıkmasının henüz bilmediğimiz başka sonuçları da vardı ve olaylar bambaşka bir yönde değişecek, ama adı üstünde bilmiyoruz, yukarıdaki bildiklerimiz üzerinden devam edersek.
uçak düşmeyince ne olacak? kahramanlarımız adaya düşmeyecekler mi? hayır. onlar çoktan oceanic 815 ile adaya düştüler. onlar için çoktan enerji açığa çıktı, ambar inşa edildi, en sonunda da desmond bir gün düğmeye geç bastı ve uçakları düştü. bu onların geçmişi ve onlar kendi geçmişlerinin sabit’i. yani yaşadıkları olayları ve kendi geçmişlerini değiştiremezler. ancak bulundukları zamanda henüz yaşanmayan olayların akışını değiştirebilirler.
enerji açığa çıkmazsa oceanic 815 adaya düşmeyip los angeles’a inecek ve locke tekerlekli sandalyesinde yoluna gidecek, claire aaron’ı yeni ailesine teslim edecek, jack babasının cenazesini alıp taziyeleri kabul edecek, kate hapse girecek, adadaki ben’in omurilik kanseri büyüyecek vs..vs.. hepsi hayatlarına alternatif bir yoldan devam edecek… mi?
1.ihtimal : geçmişlerini kendilerine, ait oldukları yer ancak gelecekte kaldıkları yer olabilir. 1977 yılına dönmeden önce nerede kalmışlardı? 2007 yılında .. yani ait oldukları yere döndüklerinde uçak kazasını hiç yaşamamış olamazlar. ancak uçak kazasının yaşanmadığı bir dünyaya dönerler. oceanic six yoktur. hepsi farklı bir geçmiş yaşadıkları halde, bizzat yaşamadıkları alternatif yolun 2007’sinde, o yolun varması gereken hayatlarına dönerler. tabi zamanda yolculuğun yan etkisi olarak azıcık delirmiş ve hafızalarını kaybetmiş bir şekilde…
2.ihtimal : olayları yoluna koyup uçak kazasını önlerlerse, kendi geçmişlerini değiştiremeyecek ancak kendileri de dahil olaydan etkilenen herkesin kaderini değiştirmiş olacaklar. bu yüzden de tamamen farklı bir geçmiş yaşamış halleri ile alternatif kaderlerini yaşamış halleri aynı mekanda birleşemeyecek ve bu yüzden ilk senaryoyu yaşayanlar geçmişte mahsur, -ya da kayıp- kalacak…
bambaşka bir ihtimalde : tabi bu arada kendimizi faraday’in teorilerine kaptırmış gidiyorken bir black smoke olsun, bir heykel olsun, bir richard olsun, bir ab-ı hayat tapınağı olsun… kısacası adanın gizemli tarafı bilimsel açıklamaların uzağında öylece duruyo hala. ayrıca faraday’in anlattığı olaylar silsilesini düşünürsek, lost tayfasının o gün o uçakta bulunması tamamen tesadüf, locke da dahil hiç birisi özel değil demek. yani faraday çok güzel konuştu, ne demek istediğini anladık iki düşündük birşeylere aklımız ermeye başladı sandık falan ama ı ıh, yetmez, yetmedi..
Birde dizede her söylenene hemen inanmamak lazım. belki de aslında mrs hawking haklıydı, faraday yanıldı. yani olan olmuştur, değiştiremezler. - netekim faraday da kendi kendisine söz vermesine rağmen charlotte’a bir daha adaya dönmemesini söylemekten kendini alamadı. ayrıca temkinli olmak ve güzel güzel konuşmak varken tek başına oraya buraya ateş ede ede others gibi ne idüğü belirsiz bir kabilenin kampına girmesi ve silahlı others halkına arkasını dönüp richard’a silahını doğrultarak tehdit etmesi akıl ve iradeyle kaderden kaçılamayacağının resmi oldu- hangi akıl ve hangi irade böyle bir dangalaklık yaptırabilir ki insana? basbayağı ecel gelmesi dürtüsü ile cami duvarına işeme sahnesiydi. nitekim ben de böylesi bir dizide böyle bir sahneyi başka türlü açıklayıp da kırıcı olmak istemiyorum.
13 Mayıs 2009 Çarşamba
LOST’TA TALİH ÜZERİNE

Şunu biliyorum ki, “kader’in dönekliğine, kahpeliğine” dair pek çok şey söylenmiştir Batı aleminde. Bu yüzden S4E11’de Benjamin Linus’un, John Locke’a “Kader dönektir, kahpedir” minvalindeki sözleri hiç şaşırtıcı gelmedi bana.
Aslında bunun açıklaması şudur: İnsan kader karşısında edilgin durumdadır, yani alıcı. Alan’dır. Kader kördür, kime ne zaman neyi vereceğini bilinçli bir şekilde seçmez, kör birinin davranışları gibidir onunkisi de. 16. Yy. filozofu, pragmatizmin ve ampirizmin babalarından, İngiliz siyasetinin temellerini atan adamlardan olan Francis Bacon “Caeca (Fortuna) enim licet sit, haud tamen prorsus invisibilis.” diyordu, yani ”Talih kördür, ama görünmez değildir.” Bacon’ın açıkladığına göre, sözün Batı aleminde açılımı şudur: “Talihin yolu gökyüzünde tek başına seçilemeyen ancak biraraya gelince göz alıcı görünen, birçok yıldızın birleşmesinden oluşmuş galaksilere benzer. Bu örnekte olduğu gibi, insanın talihini oluşturan gözle görülemeyen birçok küçük erdem ya da yetenek, alışkanlık vardır.” (Sermones Fideles Sive Interiora Rerum XXXVIII. De Fortuna: “Etenim via fortunae similis est galaxiae in aethere, quae concursus sive coacervatio complurium stellarum minutarum seorsim invisibilium sed conjunctim luminosarum.”) Beni hep beklenti içinde tutan hususlardan biri bu, İngiltere menşeili ampirizmin iki büyük temsilcisi David Hume (Desmond?) ve John Locke, Lost’un en mühim adamları oldu da, onların öncülü ve kafaca sistemin ağbabası Bacon neden es geçildi? Bunu hep düşünmüştüm, bunu Jack ile Locke arasında geçen bir tartışmayı izlediğimde de sormuştum: Adaya düşmelerinin “bilinçli bir Ada istenci”yle alakasının olduğunu düşünen Locke’a göre Ada onları çağırmış, uçağı da bu yüzden düşürmüştür. Dizide –en azından ilk sezonda- aklı temsil eden Jack’e göreyse kimsenin onları çağırdığı falan yoktu, yani ortada bir “Talih”in etkin ve yetkin varlığından söz etmek de mümkün değildi.
Ortada “akıl ile iman” çatışması olduğu açıktı, en azından senaristler ilk sezonun altını bu tartışmayla doldurmuşlardı. Bu tartışma bizde de zaman zaman alevlenir, insanlar birbirine düşer, ortada “Kutsal inançlara hakaret prim yapar mı?” diye bir soru yükselir, arşa değer, oradan sekerek yine bizim dünyamıza düşer. Oysa “hakaret”in kendisi bizzat, prim yapar mıydı? Hem kutsal inanç nedir ki? Her düşünüşün kutsal olduğunu varsayarsak, ki çağımız en azından sözde veyahut anaysalarda da kalsa bir “söz söyleme hürriyeti”, “birey hakkı” çağıdır. Herkes adalet önünde rengine, ırkına, dinine bakılmaksızın eşit, salt doğmuş olmaktan getirdiği haklara sahiptir. O halde herhangi birinin, herhangi bir düşünüşü, bir başkasının düşünme alanına tecavüz edip, zararlı eyleme dönüşmüyorsa, kutsaldır; hakaret karşısında savunulasıdır. Kutsallık değil, insana aitlik (yani “humanitas”) geçerli sebeptir. İşte John Locke’a ait olanla, Jack Shephard’a ait olan düşünüşler medeniyetin dışında, nerede olduğu belli olmayan bir adada çarpışmıştı. Buna göre durum şöyleydi (8 Mart 2007’de Ekşi’de yazmış olduğum bir Lost yazısından alıntılıyorum):“Bir kere hakikat ile sanı yani aletheia ile doxa’nın ısrarla kapıştığı bir diziyi seyretmekteyiz. Kişilerle açıklamaya çalışırsak, Locke (daha sonra ona Mr. Eko da ekleniyor) ile Jack ‘in “kader ve ‘gerçeklik nedir’” üzerine algıları çarpışıyor. Daha sonra Locke bir ara kadere olan bağlılığını yitirmiş olsa da, yeniden toparlanarak dizinin batıl karakterlerinden biri olmaya devam ediyor. Jack’in karakterindeki akılcı yapı geçmişine dek uzanıyor. Örneğin hastasına kimi zaman yalan söyleyerek moral vermektense, ameliyattan sağ çıkamayacağını söylemekten yanadır. Hatta bu özelliği yüzünden babası tarafından bir bölümde uyarılıyor. Aslında Jack’in “inanmamak” sorunu daha sonra Hurley’in geçmişe dönüşlerinde ve adadaki yaşantısına değinilen bölümlerde de görebileceğimiz gibi, umutsuz olmasına sebep olmuyor. Zira 3.9’da dövmesinin hikayesinde dövmecinin onu “Lider ve bu yüzden Yalnız” olarak değerlendirmesi de onun kabul edebileceği bir şeydir. Öyle ki rasyonel düşünce yapısına sahip olduğundan dövmeyi koluna yapmasını ısrarla istiyor. Çünkü inanmama durumu onda kronikleşmiştir. Oysa Locke‘un yaşantısında olan biten her şey, o kadar olumsuzdur ki; gerek yıllar sonra karşısına çıkan babasıyla, gerekse evlenme teklifini reddeden sevgilisiyle yaşadıkları, artık bir telekızdan medet umacak boyuta gelmesine sebep olmuştur. Artık tek düşündüğü avcılık ve macera hayallerini gerçekleştirebilmektir. O vakit öyle bir uçak kazası geçirmiştir ki, neredeyse bütün hayallerinin gerçekleşmek üzeredir. Hatta ilk bölümlerden birinde adadan kurtulmak için sinyal peşinde koşan Sayid’in kafasına odunla vuran da odur. Aslında “istekli” ile “isteksiz”in çarpışması bir yerden sonra karakterlerin “kader” konusunda çarpışmasına dönüşüyor. Özellikle de Ben’in hatch’de tutsak alındığı bölümlerde, Ben’in Jack ile Locke’u birbirine düşürmeye çalıştığı anları hatırlarsak, bunu daha net görebiliriz.


Locke ‘da test edildikleri ve bir sebepten ötürü adaya düştükleri düşüncesi hakimdir. (“..well, i’m a man of faith. Do you really think all this… is an accident? That we, a group of strangers survived, many of us with just superficial injuries? Do you think we crashed on this place by coincidence, especially this place? We were brought here for a purpose, for a reason, all of us. each one of us was brought here for a reason.”) ve onları adaya çeken de adanın kendisidir. (“..the island. the island brought us here. this is no ordinary place, you’ve seen that, i know you have.”) Bu da kaderin ta kendisidir. (“..but the island chose you, too, jack. It’s destiny.”) (O kader ki; Locke’a göre 3.8 ‘de Mr. Eko’nun ölümüne “adanın sebep olmasını” sağlamıştır.) Jack ise bunlara herhangi bir açıklaması olmasa da tümüyle karşıdır. Dizinin yazarlarında ise survivor’ların adaya düşmelerinin, aslında kutsal bir sebebinin olduğunu düşünmemiz için ellerinden geleni yapma eğilimi vardır. Öyle ki; Claire Littleton ‘ın flashback’indeki sahte medyum da -sanki uçak kazasına dair- bir şeyler görmüştü. 3.10’da Hurley’in babasının parayla tuttuğu sahtekar falcı da onun başına gelecek benzer bir felaketten söz ediyordu. (O felaket sayıların felaketi de olabilir.) Ya da 3.9’da Jack’in dövmesini yapan kız da onu “lider ve yalnız” olarak betimlerken böyle bir kazanın başına gelebileceğini ima ediyordu. Zaten adanın, Locke’un ve Walt ‘ın ardından Rose’a da iyi geldiği vurgulandıktan sonra, anladık ki ortadaki tartışmanın mitos tarafı gittikçe güçlenmeye başladı. Hakikat’ten sanı’ya kuvvetle yol almaya başladık, derken birden aslında uçağın düşmesine Desmond’un şifreyi zamanında girememesi sonucu oluşan o anormal gökyüzü değişiminin sebep olduğunun altı çiziliverince, işin rengi bir kez daha değişti ve biz izleyiciler (çoğu kişi belki de, tümü denemez) yine iki yönlü düşünmeye başladık. Evet uçak düştü, çünkü açıklanabilir sebepler var.”
Aslına bakılırsa -neredeyse geçen sene- yazmış olduklarıma bakınca dizide hiçbir şeyin değişmemiş olduğunu, sadece ortadaki “Talih”in biçimine dair açıklamalarla geçiştirildiğimizi düşünüyorum. Çünkü hikayenin ardında yatan gerçeklere bakışımız hala çift yönlü olabiliyor. Bir Mr. Eko geçti aramızdan, farkında mısınız? Onun “Talih” algılayışı gitti, ancak Ben’in S4E11’deki “Talih”e dair ifadeleri geldi. Bu yazıyı yazmaktaki amacım tümüyle dizideki “Talih” vurgusunun altını çizmek, diğer açıklamalar (Widmore’le Ben’in hesaplaşması örneğin) pek bu yazıyı ilgilendirmiyor.S4E11 itibariyle anlıyoruz ki, Ben “gözde”likten düşmüş, misyonunu tamamlamıştır. Locke’a “Ada hastalanmamı istedi, senin de iyileşmeni. Benim vadem doldu John.” derken de bunu açıkça belli ediyor, Locke’a malum olan “müjdeci” rüyayı kastederek “Eskiden ben de rüya görürdüm.” diyerek adeta iç geçirdiğinde de. Gerçekten böyle bir düşünüşün Batı aleminde kökü var mıdır, ona bakalım biraz da.Evvela şunun altını çizmeliyim hikayenin belli bazı bilimsel açıklamalarla sonlanması birçok kişiyi tatmin edecekse de, başka birçok kişiyi de rahatsız edecektir. Yani “ortada öyle ne talih malih var, ne de ada istenci… şu şu gazlar sıkışınca bazı dengeler sarsıldı veyahut adanın konumu itibariyle zamanda kayma varmış gibi görünüyor” gibi ve buna benzer sürüsüne bereket açıklama, mistisizm peşinde koşanları tatmin etmeyecektir. Zaten yapımcıların da hala ve hala olaylara çift yönlü bakmamızı sağlamalarında da bu arzuyu tatmin edişi görebiliyorum. Locke “Başına öyle şeyler geldiği için üzgünüm Ben.” derken Ben karşılık olarak “O şeylerin başıma gelmesi gerekiyordu, kaderim böyleydi” diyebiliyor hala. Kaldı ki manipulasyon uzmanı olan Ben için de “Gözü kör olan Talih, buna mukabil görünmez değildir.” Yani şu ana kadar Locke’un Hurley’e yaptırdıklarını da yine kendisinin itiraf ettiği gibi “birisine bir şeyi sanki kendisi istiyormuş gibi düşündürerek yaptırma” vasfıyla ilişkilendirmiş olmasına rağmen, kızının ölümünü düşünürsek, onun manipulasyonunun da işe yaramadığı bir “Kör Talih”le karşı karşıya olduğumuz açık. Zaten yıkılmışlığı ve üzüntüsü de bunu gösteriyor.
Pagan anlayışıyla Hiristiyanlık arasında kalmış büyük bir filozof vardır: Boethius (İ.S. 480-525). Onun en büyük eseri olan “Consolatio Philosophiae”’da biçare insanın (her şeyini yitirmiş : Benjamin Linus) teselli bulacağı Felsefe Kadın’la (Felsefe=teselli) zindanda karşılaşması ve teselli bulması anlatılır. Bir yazımdan alıntılıyorum:Felakete uğramış, her şeyini yitirmiş adamımız hücresinde sefil bir şekilde otururken, musaların etkisiyle ağıtlar yakarken kaybettiği mutlu günlerine; “Düşmüş adamın bastığı yer hiç güvenli olur mu!” (”qui cecidit, stabili non erat ille gradu.” 1,1, 22) diye hayırflanırken, kaderin ona nasıl düşman olduğunu düşünürken, bu hüzünlü yakınmalarını kaleme almaya karar vermişken, muhteşem görünümlü bir kadın başında dikilir. (”..haec dum mecum tacitus ipse reputarem querimoniamque lacrimabilem stili officio signarem, adstitisse mihi supra uerticem uisa est mulier reuerendi admodum uultus..” 1,1, 1-4) Boethius kadını şöyle tarif ediyor: “.. ışıl ışıl yanan gözlerinden, sıradan insanın çok ötesinde keskin bir anlayışa sahip olduğu belliydi. Rengi capcanlıydı, sonsuz bir dirilik vardı üstünde. Ama yine de, bizim çağımızdan olmadığını hisettirecek kadar yaşlıydı. Boyunu tahmin etmek güçtü; çünkü bir an sıradan bir insan boyunda görünürken, bir an başının tam tepesiyle göğe değecekmiş gibi geliyordu. Hatta başını daha da yükselttiğinde, göğün içine süzülüyor, insanın görüş alanından kayboluveriyordu. Zarif bir işçilikle dokunmuş incecik ipliklerle dikilmişti elbisesi, kumaşı hiç bozulmayacak derecede kaliteliydi. Sonradan kendisinden öğrendim ki, elleriyle dokumuştu onu. Ama uzun zamandır hiç temizlenmediğinden, is tutmuş masklar gibi, rengi yer yer kararmıştı. Alt kenarına yunanca “pi” harfi işlenmişti, yakasına da “theta” harfi. Bu iki harfin arasına, tıpkı merdiven basamakları gibi, belli dereceler işaretlenmişti. Bu derecelerle en alttaki harften en üstteki harfe doğru bir yükseliş söz konusuydu. Ama bazı hainlerin elleri bu elbiseyi yırtmış, her biri koparabildiği kadar bir parça koparmıştı ondan. söz konusu kadının sağ elinde bazı kitaplar vardı, sol elinde de bir hükümranlık asası.” … Evvela adamımız Felsefe kadına zalim kaderi şikayet eder. Onun elinden tüm mutluluğunu aldığını söyler. Oysa durum öyle midir? Adamımız her şeyi kaybetmişse de (olaya bakın ya; şu lanet dizi Lost’taki John Locke ile felsefe kadın arasındaki benzerliğe!) aslında bu felsefe kadına göre; adamımızın kaderi tam tanıyamamış olmasındandır. Zira kader önce alan, daha sonra verendir, ya da önce veren, daha sonra alandır. Kaderin dual yapısı yüzünden mutlu olan, yine aynı yapıdan ötürü mutsuzluğa mahkumdur. Boethius eserini işte tam da bu nokta üzerinde şekillendirir. Adamımıza kaderin verdiğini, yeniden geri almış olmasına üzülmemesi, kendisini sefil hale getirmemesini öğütler.
“ille de sen kendine sürgün denilmesini istiyorsan, sen zaten kendi kendini sürgün etmişsin. Çünkü bunu ancak sen kendin yapabilirdin, başkası değil.” (”ac si te pulsum existimari mauis, te potius ipse pepulisti.” 1, 5, 7-8) (http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?id=10594865) (Eser Türkçeye Çiğdem Dürüşken hocamız tarafından Latince aslından çevrildi, mutlaka alıp okumak gerek: http://cdurusken.blogcu.com/3595778)Açıkça görülüyor ki, Boethius’un çizdiği ve Batı aleminde sıkça telaffuz edilen “hem alan, hem veren Talih” aslında Lost’ta üzerinde dikkatle durulan bir odak noktası. Dizinin kurgucularının filozof ve bilimadamı isimlerine bu denli önem verip de, Felsefe’nin çeşitli tartışma konularına ilgisiz kalması mümkün değil. Zaten yukarıda da belirttiğim gibi, “aletheia ile doxa”, yani “hakikat ile sanı” veyahut “fides ile ratio”, yani “akıl ve inanç” problemleri Jack ile Locke’un kimlikleri üzerinden tartışmaya açılmıştı. Orada Kader ve Seçilmişlik vurguları da vardı. Hatta Locke adanın gözlerine baktığını söylemişti bir yerde, ya da başka bir yerde umuduğunu tam yitirdiği noktada isyan ederken, hatch’in ışığı yanmıştı da tüm seyircilerle birlikte kendisi de yeniden heyecanlanmıştı. (Gerçi daha sonra Desmond bunu, “tuvalete kalkmıştım, ortada öyle kadere yamanacak bir durum yok” diyerek açıklamıştı.)Aslına bakılırsa kim ne görmek istiyorsa, ne bulmak istiyorsa ona ulaşıyor Lost’ta. Ben, açıkçası zamanının büyük bir bölümünü filoloji ve felsefe çalışmalarına ayırmış biri olarak sadece heyecanlanmış olduğum hususlara takılıyor, belki çok daha basit açıklamaları gözden kaçırıyorum, olabilir. Ama şuna inanıyorum ki, bunun hiçbir önemi yok. Kurgular, hikayeler niçin var? Bilgilenmemiz için mi? Velev ki öyle olsun, bilgilenelim, doğru bilgiye kavuşalım (ki “doğru bilgi” kavramının kendisi de felsefede kolayca manipule edilebilir), ancak şunu da görelim, uyuşuyoruz, uyuşturuyoruz kendimizi. Çünkü bunu istiyoruz, salt bilgilenmek istiyorsak , Lost yetersiz, bunu biliyoruz. Eğlenmek istiyoruz, her eğlenme isteği, insanın uyuşmaya meyilli olduğunu kanıtlar zaten. Diğer kurgulardan fazla olarak, Lost sayesinde teoriler üretiyoruz, demek ki bu da bir uyuşma ve uyuşturma yolu.
Bol uyuşuk seyirler diliyorum sizlere, hem alan hem de veren Talih’inizle!
Yazısını bizlerle paylaşan ‘john locke un sahtekar babası’na sonsuz teşekkürler…
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)